Dr. Fuat Beşkardeş; Psikiyatride terapötik ilişki, özel ve güvene dayalı bir ilişkidir

Tıp Bilimlerinin en yenisi sayılabilecek Psikiyatrinin, 20. yy da başlayan bilimsel ilerlemeler sayesinde önemi gittikçe arttı.

Dr. Fuat Beşkardeş; Psikiyatride terapötik ilişki, özel ve güvene dayalı bir ilişkidir

“Beden ve Ruh bir bütündür, ayrıca insan sosyal çevresiyle vardır” tezi ile bütünleşen Psikiyatriyi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ali Fuat Beşkardeş anlattı.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunu olan Dr. Ali Fuat Beşkardeş, ihtisasını İ.Ü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim dalında bitirerek 2008 yılında psikiyatri uzmanı oldu. Daha sonrasında özel bir üniversiteden Yardımcı Doçent unvanını alan Dr. Ali Fuat Beşkardeş, şu an 2018 yılında İstanbul’da Taksim’de üç meslektaşı ile kurduğu Gümüşsuyu Nar Psikiyatri Merkezi’nde psikiyatrist ve psikoterapist olarak çalışmalarına devam ediyor.

Halen özel bir üniversitede psikoloji ve psikolojik danışmanlık öğrencilerine de ders veren Yrd.Doç.Dr. A. Fuat Beşkardeş ile psikiyatri bilimi hakkında konuştuk.

Ali Fuat Bey, psikiyatri bilimi hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Psikiyatri çok eski bir branştır ve kökeni Şamanizm döneminden tutun antik çağlara kadar dayanıyor. Hipokrat döneminde de var, Romalı Galen döneminde de var. Ama bilim olarak en yeni bilimlerden biri ve nöroscience beyin bilimlerinden sayılıyor ve çok yeni gelişiyor. Psikiyatri, ruh sağlığı ve hastalıklarıyla uğraşan tıbbi disiplin. Psikiyatriyi diğer branşlardan ayıran şey ise bizim hastalarımıza tanı koyarken ,herhangi bir laboratuvar testimizin, kan testimizin olmaması ya da bir yardımcı görüntüleme yöntemimizin olmasıdır. Bizim tanı koymamız da tedavimiz de hasta hekim ilişkisine dayanıyor. Psikiyatride terapötik ilişki, özel ve güvene dayali bir ilişkidir o yüzden tabii yıpratıcı ve yorucu olabiliyor. Bazılarımızın çalıştığı ofislerinde sekreteri bile yok. Tamamen bireysel ve tek çalışılan yani yalnızlaştırıcı ve tüketici bir süreç de olabiliyor. Bunun dışında tabii mesleki deformasyonlar da olabiliyor. Aslında psikoterapi temel anlamda kişinin kendisini keşfetme sürecidir. Kendisini keşfettikçe güçlü yönlerini, zayıf yönlerini ve hayatı da yeniden keşfediyor. Psikiyatrik tedavide hedef, daha sağlıklı ilişkiler kurabileceğimiz, yaşamdan daha doyum ve zevk alabileceğimiz bir noktaya gelebilmek yani psikolojik iyilik hali diyebiliriz.

Psikiyatriye bakış son yıllarda değişti mi?

Eskiden psikiyatriste gidenlere deli, psikiyatri doktorlarına da deli doktoru diye bir etiket , bir damga yapıştırılırdı. Deprem bir dönüm noktası oldu aslında ve ülkemizde 1999 Yalova ve Kocaeli depreminde psikiyatrinin tanınması ve önemi anlaşıldı. Daha sonra bakış ve psikiyatriden beklentiler de giderek değişti. Aslında sanki psikiyatristlerin sihirli değnekleri varmış ve dokununca da şifa dağıtırlarmış gibi bir algı da oluştu. Daha sonra son beş altı yıl da psikiyatriye ilgi gitgide daha da arttı. Yapılan TV ve medya programları ve yabancı filmler ve diziler de halka psikiyatriyi tanıttı ve de sevdirdi. Yani biz psikiyatristlerin öyle birden bire şifa dağıtan lokman hekimler de olmadığımız anlaşıldı. Psikiyatriye gelen insanlar da aslında daha bilinçli ve farkındalığı yüksek olan insanlar. Yani bir sorun var,bunu biliyorlar, buna bir isim koymak istiyorlar bir yol ve çare arıyorlar.

İnsanlar size yani ruhsal yardıma ihtiyacı olduğunu nasıl anlamalı?

Herkesin nasıl dişi ağrıdığında diş doktoruna veya midesi ağrıdığında dahiliye doktoruna gidiyorsa ,ruhunda herhangi bir sıkıntı veya yaşam kalitesinde bir bozulma,hayatsal işlevlerini yerine getirememe ya da yaşamdan zevk alamama gibi bir durumu varsa hemen bir psikiyatri uzmanına başvurmalı ve ertelememesi gereken bir durum olarak da tanımlayabiliriz. Psikiyatride yelpaze çok geniş , bizler akıl hastalıklarıyla da uğraşıyoruz,yani psikoz ve şizofreni durumu ile de ilgileniyoruz. Bunun yanında nispeten daha hafif boyutta olarak değerlendirilebilecek sınav korkusu ile de çalışıyoruz. İlişki problemleri, kişilerarası problemler yani şirket içi geçimsizlikler, aile problemleri, cinsel problemlerin hepsi de bizim alanımız içinde yer alıyor.

Psikiyatride ve psikoterapide süreç nasıl işliyor?

Bizim bir nötral duruşumuz olması lazım, yani empati yaparız ama bu durumu sempatiye dönüştürmemek gerek. Siz ağlarken sizle birlikte ağlamak empati değil sempati ve acıma davranışıdır. Psikoterapi ilişkisi çok özel bir ilişki, öncelikle profesyonel, güvene dayalı bir ilişki ,tamamen gizliliği olan bir ilişki ve de tabii çerçevesi ve kuralları var. İçinde karşındaki kişiye kızma,doğrudan yorum yapma ya da acımasız eleştirme yok, direkt nasihat verme de yok. Aslında terapi, yoldaşlık etme ve o yolculukta birlikte yol alma öyküsüdür. O yüzden kısa sürmüyor psikoterapiler. Bir yıl, iki yıl, bazen beş-on yıl kadar sürebiliyor. Bizler kişiyekarnını doyurması için hazır balık vermiyoruz ,aslında ona karnını doyurma becerisi olarak balık tutmayı öğretiyoruz. Hazır ve paket olarak çözülmüş resmi sunmuyoruz, yani kişinin problemini bizzat bizler. çözmüyoruz. Hastanın ya da danışanın problem çözme becerilerini kazanıp, kendi problemlerini kendi çözebilme yetisini vermeye çalıştığımız bir yolculuk terapi ve tedavi süreci aslında,bir nevi uzun soluklu maraton koşusuna da benzetilebilir.

Psikiyatride tedavide kullanılan ilaçlar hakkında bilgi verir misiniz? Bu ilaçlar tehlikeli ya da zararlı mıdır?

Antidepresanlar, kaygı gidericiler ve antipsikotikler kullanılan ilaçlardır. Evet, maalesef psikiyatrik ilaçlarla ilgili bir damgada var. Hani diyoruz ya bazen psikiyatristler damgalanıyor bazen hastalarımız, bazen de ilaçlarımız da damgalanıyor. Şimdi şöyle mitler yani yanlış inanışlar var ve bu ilaçların bağımlılık yaptığı düşünülüyor. Yok, öyle bir şey çünkü yeşil reçeteli ve kırmızı reçeteli ilaçlar ancak bağımlılık yapar. Bu ilaçların hepsini kilo aldırdığı düşünülüyor birkaç tane iştah açıcı var ama hepsi değildir. Uyutucu, uyuşturucu etkisi olduğu düşünülüyor,ama hayır sadece sedatif etkiler var ama onlarda uyku kolaylaştırdığı için veriliyor. Bir de bu ilaçların kısırlık yaptığı düşünülüyor bu da çok yanlış, hiçbirisi kısırlık yapmıyor. Sadece emzirme ve gebelikte kullanılmasını istemiyoruz o da çocuğa geçmemesi için. Psikoterapiyle desteklenir ve akılcı ilaç kullanımı yaparsak; uygun doz, uygun süre, doktor kontrolünde bu üç kuralı uyarsak yüzde seksen oranında başarılı ve kalıcı çözümler olabiliyor.

Tükenmişlik sendromu nedir?

Tükenmişlik sendromu (burnout) kronik bir stres altında kalarak gitgide ruhsal ve fiziksel olarak eriyip bitmek ve tükenmek anlamına geliyor. Yani ruhsal anlamda bütün enerjinizin bitmesi, zevk alamama, işe gitmek istememe, konsantre olamama, çalışmanın anlamsız gelmesi yani bir nevi depresyondan önceki son durak. Fiziksel olarak da baş ve boyun ağrıları, eklem-sırt ağrıları gibi bütün vücudu tutabilen ağrılar görülebiliyor.En sık sağlık sektöründe çalışanlarda, doktorlarda ve hemşirelerde görülüyor. Medya sektöründe, eğitim sektöründe ve öğretmenlerde görülüyor. Bunun için destek grupları oluşturmak lazım. Meslektaşların birbirleriyle sosyalleşmesi, hobilerini güncellemeleri, sporla ve doğa ile bir araya gelmeleri tükenmişliğe karşı önlemler olarak sayabiliriz.

Size göre başarı nedir?

Başarının o kadar geniş bir tanımı var ki yani başarmak bazen mutluluğu yakalamak, bazen bir hedefe varmak bazen de yaşamda gülmek, çok sevebilmek, çalışabilmek, vazgeçmemek, üstesinden gelebilmek, motive olmak gibi birçok tanımı olabilir. Ruh sağlığı için değerlendirecek olursak Psikanalizin kurucusu mesela Freud başarıyı; mutlu olmak, sevmek ve çalışabilmek olarak tanımlamıştır. Ben de başarıyı ruh sağlığı açısından yıkıcı kaygıdan uzak, kaygı ile barışmış, huzurlu ve değerlerine uygun hedeflerine ulaşmış bir yaşam olarak sürmek olarak tanımlayabilirim.

Pozitif Psikoloji nedir?

Pozitif Psikoloji son zamanlarda benimle ilgilendiğim merak ettiğim bir Psikolojinin alt bilim dalı. Pozitif psikoloji hep olumsuza değil daha çok olunmaya odaklanan bir metot. Anaakım psikolojiler genellikle anormal psikoliji veya hastalık psikolojilerine odaklanırken bu sağlık odaklı, bu güçlü yanlarımızı daha fazla güçlendiren, daha fazla nasıl mutlu olabilirize odaklanan bir ekol. Asla geleneksel psikolojiye bir rakip ya da alternatif değil ama farklı bir bakış açısı diyeyim. Kurucusu önce felsefe okumuş sonra üstüne klinik psikoloji doktorası yapmış Amerikalı Martin Seligman’dır. 20'den fazla eseri var ve 2 tanesi Türkçe'ye çevrilmiştir çok tavsiye ederim. Öğrenilmiş İyimserlik ve Gerçek Mutluluk çok çok tavsiye ederim bu kitapları. Pozitif Psikoloji mutluluk bilimi değil ama insanların olumlu karakter özelliklerini, erdemlerini, güçlü yanlarına vurgu yapan ve merkeze alan bir disiplin. Hümanistik insan odaklı psikolojiden gelişiyor bunun kurucusu Carl Rogers ve Abraham Maslow’da kurucularından. İyi yaşam nedir sorusuna bir cevap arar. Yaşamdan daha fazla nasıl doyum alabiliriz. İnsanların erdemlerine çalışır. Viktor Frankl vardır anlam terapisti demiştir ki; eğer psikoloji cinselliğe ya da saldırganlıkar yerine daha fazla umuda, sevgiye ve inanca yönelseydi belki daha fazla yardımcı olabilirdi der. Carl Rogers’da iyi yaşamın bir süreç olduğunu söyler. Yani bir hedef değil aslında bu bir süreçtir ve buna odaklanalım der.

Şizofreni genetik midir?

Şizofreni ispatlanmıştır ki büyük bir sebebi genetik bir rahatsızlıktır. Yani çift yumurta ikizi ya da tek yumurta ikizi isek %50 oranında diğer ikizde de oluyor. Anne ya da babamız da varsa şizofreni normal toplumda görülme sıklığı yüzde bir iken o zaman yüzde yirmilere çıkıyor. Genetik komponenti çok fazla. Ama şizofreni multifaktöryel bir hastalık, yani epigenetik yönü de var, çevrenin- ailenin ve kültürün de etkileri var hastalığın ortaya çıkmasında. Şizofreni, kalıtımsal yatkınlık zemininde çevresel faktörlerin etkisi ile ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Genetik faktörler çevresel faktörlerden daha ağır basmaktadır.

Stres nedir? Vücudumuzda stres durumunda neler oluyor?

Stres kelime anlamı ile bir gerilim bir gerginlik, çağımızda stres çağı. Stres her tip zorlantı dan sonra gelişen kişinin bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanmasıyla ortaya çıkan duruma diyoruz. İnsan başa çıkamayacağını düşündüğü bir tehditle yüz yüze gelince beyni bazı sinyaller gönderir. Vücudunuz alarm durumuna geçer. Kaçmaya, savaşmaya yada donmaya vücudu hazırlar. Stres hormonu diye bir kavram var, vücut stres hormonları salgılamaya başlıyor. Kalp hızı artıyor, kan şekeri yükseliyor, solunum hızlanıyor. Bu devrede adaptasyonlar gelişmeye başlıyor. Uyum sürecinde sonra devam ederse direnç dönemi gelişiyor ve beden mevcut kaynaklarını kullanıyor. Ve sonraki evre tükenme evresi oluyor. Fiziksel ve ruhsal hastalıklar ortaya çıkıyor ve devam ederse ölümle sonuçlanıyor. Aşırı tempoda çalışmak, egzersiz yapmamak, ağır çalışma koşulları, ekonomik sorunlar, fiziksel hastalıklar, trafik, aşırı kalabalık, işsizlik, aile içi çatışmalar gibi bir sürü konu strese neden olabilir.

Strese bağlı hastalıklar neler oluyor?

Stresli durumda baş ağrıları sıkça görülür, Migren ve gerilim tipi baş ağrılarının çoğunluk nedeni strestir. Aşırı gerginlik sonucu; mide ülseri, reflü ve hazımsızlık görülebilir. Kabızlık, ishal, şişkinlik, gaz şikâyetleri oluşabilir.

Saçkıran, egzama, tedaviyle düzelmeyen kaşıntı ve alerjilerin altında yoğun stres olabilmektedir. Geçmeyen boyun ağrıları, bel ağrıları, vücutta katılık hissi görülebilir. Hipertansiyon, kalp krizi çoğunlukla aşırı stresli kişilerde görülebilmektedir. Depresyon, Kaygı bozuklukları, Panik bozukluk gibi hastalıklar, gergin kişilerde daha sık görülmektedir. Özellikle cinsellikte isteksizlik, soğukluk sıklıkla gerginlik kökenlidir.

Stresle bireysel nasıl başa çıkılabilir?

Fiziksel egzersizi hayatımızda artırarak. beden hareketli oldukça zihin dinginleşiyor. Akut yani ani gelişen stressli durumlarda açık havada 30 dakika yürümek, yoğun kronik stresde ise haftada en az 3 kez 40 dakika sürecek ağır olmayacak spor yapmak gerekir. Olumlu ve gerçekçi hayaller kurmak gerekir. Gülmemizi sağlayacak mizahı hayatımıza dahil ederek. Sosyal medyasız sosyalleşmek gerekir. Düzenli uykuda çok önemli. Ayrıca mesela günde 15 dakika kitap okumak stresi yüzde 20-25 oranında azaltıyor. Negatif insanlardan mümkün mertebe uzak durmak da öneriliyor.

Öz şefkat nedir?

Öz şefkat, yani kendimize şefkat göstermemiz, kendimize en iyi arkadaşımıza davranır gibi davranmak, zor zamanlarda kendimize sevgi ve anlayış göstermek, en iyi arkadaşımıza söyleyeceğimiz sözleri ve davranışı kendimize de yöneltmektir. Öz şefkat sadece ruhsal sağlığımızı değil, bedensel sağlığımızı da korur. Motivasyonumuzu arttırarak hedeflerimize ulaşmamızı sağlar. ‘’Bu zor anda kendime nasıl yardımcı olabilirim?’’, bir tek soruya indirseydik öz şefkati , bu soru olurdu heralde. Genellikle kendimize en kötü eleştirileri yönelten gene kendimiz oluruz. Üstelik bunu gündelik hayatımızda sıklıkla yaparız. İçimizdeki bir ses, kendi kendimizin en büyük düşmanıymış gibi davranır. Hata yaptığımızda, zorlandığımızda bize hakaret eder, eleştirir, sorgular. Kendimizi başkalarıyla kıyaslatır. Özşefkat bunun da önüne geçiyor.

                                                                                                          

      

Mail: http://fbeskardes@gmail.com

Web: http://drfuatbeskardes.com/

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.